15/7/2007 - GüLLere budanmış bir sevdayım ben...
Bir güle gömün beni,öldügüm zaman....Kipkirmizi bir gülün ta yüregine yapin mezarimi.... Serpistirin daglara, ovalara, bayirlara.... Takip takistirin genç kizlarin saçlarina, delikanlilarin yakalarina... Demet yapin vazolara , nakis olsun kilimlere...
Bir güle gömün beni, gözlerimi yumunca...Kipkirmizi yapraklarin yem yesil yüregine yatirin beni... Yaramaz bir kelebek kanat çirpsin üstümde...Baris tohumlari tasisin kanatlarinda...O kanat çirptikça içim ferahlasin.
Bir gülün yapragina gömün beni,bahar gelince...Fark etmez ister bir gonca gül ister bir deste gül.Kirmizi olsun, Sari olsun, Beyaz olsun, taze olsun canli olsun yeter... Ölmesin savas ortasindaki çocuklar gibi...Kopmasin dalindan daha yesilken,sararmadan kapilmasin yellere...
Bir gülün hayaline gömün beni,umutlarim kalbime kilitlendiginde... Bir genç kizin hayalleri kadar pembe olsun... Ama bana söz verin,sakin suya düsmesin bir daha... Bir uçurtmanin kuyruguna takin onu ... özgürlügün tadini çikarsin bulutlarin üzerinde...
Bir gülü sulayan buluta gömün beni bembeyaz...Baris yagmurlari biraksin yer yüzüne... En tas yüreklerin üstüne üstüne yagsin... Oda yetmezse sel olsun,tassin gelsin yamaçlardan... Katip götürsün önüne, hos olmayan her seyi...
Bir gülü sulayan bulutun yagmur damlasina gömün beni,tuzsuz olsun,asitsiz olsun... Gözyaslarimin tuzu yeterince yakti çünkü beni,bedenimi, yüregimi... Onlarca aç çiplak ilgiye hasret çocugun ,onlarca gencin,yaslinin gözünden akan yaslarin tuzunda kavruldu yüregim...Yandi yüregim...Gömün artik beni o yagmurlara...
Bir gülün gülüsüne gömün beni,gamze dediginiz sirin çukurlar eslik etsin bana... Hasretim çünkü kikir kikir gülüslere...Kara kara düsünenleri,hasta,aç,sakat insan mezarlarini,aglayan çocuk yüzlerini görmek istemiyorum artik...
Bir gülün umuduna gömün beni,gül kokulu olsun umut-mezarim... Canli olsun barisli günlerin umudu olsun...Gitsin otursun en can alici tartismalarin ortasina... Sitem etsin."Yazik degilmi onca hayale,umuda, güzelliklere" diye...
Bir gülle baslayan sevgilere gömün beni...Bir yürek dolusu sevgi olsun mezarim... Yürekler dolusu sevgi verin bana...Çünkü sevgi beraberinde saygiyi ,esenligi,umudu,mutluluguda getirir.Sevgi yalniz degildir.Baris izler onu...Sevgiyle baris hiç ayri olurmu birbirinden...?
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/7/2007 - Fading beauty...
When the dark and cold winterdays Are drawing near And the snow is falling down When the northern winds are howling In remembrance of you
I still see your shining face again Your amazing beauty Always turned this wretch into a man
We assumed it would never end But time was not our friend I cry out in the blackened sky As I watch your beauty die
As I watch you suffer As I watch you scream As I watch you falling down Fading
And I shed a tear For your long lost soul For your fading beauty Never to return
In solitude, I cry alone In my mortality
I dance the final way To my unknown destination A gothic dance with you In my unreality
What you are is what you are And what I am means nothing What you want is what you get But what you'll get is nothing Nothing will ever please you now A simple wish, your beauty Return sometimes, somehow
I'll take my dreams, my memories My long-gone hope you'll return When the winter leaves this love behind It's time to say goodbye
When the long winterdays Are drawing near When the black soil Turns to white When sounds of joy and fear Are silenced by the snow
As I watch you suffer As I watch you scream As I watch you falling down Fading
And I shed a tear For your long lost soul For your fading beauty Never to return?
When love captures me In its bitter sweet sense When reality hides away In its own secret shadow When the beauty fades to nothing When the magic in your eyes Fades away I say goodbye As I watch you beauty die
Knowing you loved me
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/7/2007 - Doom metal...
Doom metal....
Kötü kader, yazgı anlamına gelen iç karartan metal... Acelesi olmayan, uyuşmuş, durgun, sıkkın metal... Thrash Metal hıza odaklanırken, Doom Metal için tek bir kelime söylenebilir: yavaşlık. Oldukça ağır gitar riffleri ve melodik vokal bu metal türünü etkileyen öğelerdir. Black Sabbath, yeryüzünün en ve ilk baba metal grubu, ilk dönemlerinde ağır ve yavaş rifflere odaklanmıştır. O yüzden Black Sabbath, ilk Doom Metal grubu olarak gösterilebilir. Doom Metalin önemli bir alt kolu olan DoomDeath ise Doomun yavaşlığını Death Metal vokaliyle birleştirir. Bu türün mucitleri ve krallarıysa (Doomun üç babası olarak bilinen) üç İngiliz Doom grubudur: Paradise Lost, My Dying Bride ve Anathema... Sırf bu üç gruba bakarak bile Doomun metal müzikte nasıl bir yere sahip olduğunu görmek hayli mümkündür...
Black Sabbathın ilk günlerinden günümüzün modern Doomuna..
70lerin ilk Doom grupları
Çoğu insan, Black Sabbathın tüm Heavy Metal ve alt gruplarını en çok etkileyen grup olduğuna katılır. Doom Metal grupları da bunun içindedir. İlk albümleri Black Sabbath, Paranoid, Master of Reality, Vol.4, Sabbath Bloody Sabbath ve Sabotage şüphesiz ki birer başyapıttır. Ve bu albümler olmasa da belki şu anda Doom Metal de (hatta genel anlamıyla metal) olmayabilirdi.
Black Sabbathın çağdaşlarından çok ayrı bir müzik yaptığı ve metali bugünlere kadar getirdiği açık. Ama onlardan da önce, 60ların sonları ve 70lerin başlarında bazı Doom-Metal prototipleri bulmak ta mümkün. Bunlar tabiki gerçek anlamıyla Doom değildi, ama sonradan Doom Metali şekillendirecek sayısız riffler barındırıyorlardı. Bu tip şarkılardan biri de Iron Butterflyın Inna Gadda Da Vidasıydı.
Black Sabbathla aynı dönemde bulunan gruplardan biri, Pentagram ilk Doom grupları arasında sayılır. Pentagramın ikizi olarak gösterilen diğer bir grup Bodemon da erken Doom Metal için ilk ve en iyilerden biridir. Bu gruplar doğal olarak Black Sabbathın bir hayli etkisindeydi ama onlar daha çok müziğin durağan ve kasvetli kısmına odaklanmışlardı. Böylelikle de dünyanın ilk Doom Metal kayıtlarını oluşturmuşlardı..
80ler...
1980ler gerçek anlamda ilk Doom Metal hareketlerini barındırır. Bu dönemler Def Leppard, Warrant ve Bon Jovi gibi grupların öne çıktığı ve Heavy Metal ustaları olduğu, bunların yanında Thrash, Speed ve Death Metalin de metal camiasını kasıp kavurduğu yıllardır.
Bu dönemlerde basın, deri ceket giyen ve saçını uzatan herkese pis ve aşağılayıcı bir tavırla Heavy metalci damgasını yapıştırıveriyordu. Ama bu yıllarda Doom-Metalin kralını yapan ama basının tavrı yüzünden hep gölgede kalan pek çok ta kıyıda köşede kalmış grup vardı. 80ler ayrıca bir diğer yarı-hızlı metal türü olan N.W.B.H.M, açmak gerekirse Yeni Dalga İngiliz Heavy Metalin de son demlerini yaşadığı yıllardı. Kısacası Speed ve Thrash Metalin alıp başını yürüdüğü bu yıllarda, Doom Metal hep gölgede kaldı, dışlandı. Ama bu yıllar aynı zamanda Doom Metalin kendini gizli gizli de olsa çok iyi geliştirdiği yıllardı.
80lerin Doomu en çok geliştiren gruplarından birisi Troubledı. Aslen Chicagolu olan bu grup 1979da kurulmuş ama 1984de adını duyurmayı başarabilmişti. Trouble, Heavy metalin yavaş çekimine benzeyen ve Black Sabbathdan hayli öğe barındıran bir müziğe sahipti. Ama grup aşırı dinci (Hristiyan) olduğu ve bunu da sözlerine yansıttığı için sonraları White Metal (namı diğer: Christian Metal) olarak anılmaya başlandı.
Bir başka Doom grubu Saint Vitus ise belki de (Candlemass ile birlikte) Doom Metale en büyük etkiyi bırakan gruptur. İlk çalışmaları Black Flagi (hardcore grubu) andırsa da, sonraları yarı-Doom bir müziğe sahip olmuşlardır. Grubun lideri Wino ise şu anda dahi Doom Metalin en efsane adamlarından biri olarak gösterilir. Hem ilk grubu The Obsessed, hem de sonraları Saint Vitusta Doom Metale katkısı çok büyük olmuştur.
1986 senesinde İsveçli grup Candlemass Epicus Doomicus Metallicus albümünü çıkardı ve bu albüm erken dönem Doom Metal için bir başyapıt sayıldı. Bu albüm Black Sabbathın (ve Ozzynin) eski tarzına sahip olsa da modern etkilere de sahipti. Candlemassin en iyi yıllarıysa temiz, derin ve çok özel bir vokale sahip olan vokalist Messiah Marcolinli dönemi oldu. Doom Metal nedir? diye merak eden yeni heveslilerin " As It Is, As It Was: The Best Of Candlemass (1994) albümünü dinlemeleri bu bakımdan hayli faydalı olacaktır..
80lerin sonlarına damgasını vuran bir diğer Doom grubuysa Cathedraldir. Grubun lideri Lee Dorrian, 1989 yılında Napalm Deathden ayrıldığında kimse ondan böylesi bir "u" dönüşü beklemiyordu. (Çünkü Napalm Death bir Grindcore grubudur, yani Dooma belki de en uzak metal türüdür.) Napalm Deathin ultra hızlı müziğine zıt bir biçimde Cathedralin ilk albümü ultra yavaş oldu. Ama grup, seneler geçtikçe Doom Metalden yavaş yavaş sıyrılıp 70lerin rock müziğine heves sardı..
ve 90lar.....
90ların başlarında Doom Metal bazı değişikliklere uğradı. Death Metalin meşaleyi ele almasıyla Doom Metal de rahat bir nefes aldı ve adeta tekrar dirildi. Böylece bu yıllarda pek çok Doom-Death yapan grup kuruldu. Ve yazının girişinde de belirtildiği gibi bu gruplar arasında aynı müzik şirketine (Peaceville) ve aynı ülkeye (İngiltere) sahip üç grup döneme damgasını vurdu. Şa anki Doom-Death türünü yarattı.
1990 senesinde ilk atağı Paradise Lost yaptı, kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini çıkardı. İlk albümlerinde Death Metal daha ağır bassa da ikinci albümleri Gothic (1991) ile neredeyse modern Doomu tek başlarına yeniden oluşturdular. Aynı sene My Dying Bride ise Symphonaire Infernus Et Spera Empyrium isimli ilk resmi albümünü çıkarmıştı. İkinci albümleri Turn Loose the Swans (1993) ile de Doom Metalin en iyileri ve özellikle 90 sonrası Doom Metalin geliştiriceleri arasına girmeyi başardılar. Albümleriyle tüm dünyaya Doom Metali tekrar tanıttılar. Aynı misyona sahip bir diğer grupsa Liverpoollu Anathemaydı. (Sonraları gruptan ayrılıp The Blood Divineı kuran) Darren Whiteın vokaliyle Anathema, sadece Doom değil, genel anlamda metal seven tüm 90 sonrası gençliğinin en sevdiği gruplardan biri oldu. Sıkılgan, kasvetli ve hüzün dolu müziğiyle döneme damgasını vurdu.
Ayrıca bu yıllarda Doomun bir diğer önemli temsilci de Earth grubuydu. (Yanlış anlaşılmasın, Black Sabbath değil) Sabbathdan en çok etkilenen gruplardan biri olan Earth, Doomun üzerinde öyle etkili oldu ki yaptıkları müziğe Drone-Doom adı verildi. Bu müzik, Doomun daha aşırısıydı.
90ların ortalarında metal müziğin deneysel bir çabaya girişimi Doom Metali de etkiledi. The 3rd and the Mortal gibi gruplar Dooma daha atmosferik bir tarz kattılar ve tüm albümleri boyunca (belki de ilk kez) bir bayan vokal kullandılar. Bu deneysel girişimler şu anda var olan pek çok Doom Metal türünün ortaya çıkmasına sebep oldu; Esoteric, Evoken, Skepticism gruplarının yavaş ve duygusuz müziğinden, Theatre of Tragedy ve benzer grupların Gothic-Doom Metal türü melez karışımlarına kadar..
Doom Metali vuran bu deneyselcilik sayesinde türler arasındaki sınırlar ortadan kalktı ve doğrusunu söylemek gerekirse Doom-Metal önüne gelen her türle çiftleştirilip orijinalliğini yitirdi. Doom Metalin dev grupları dahi kendi yarattıkları bu türden uzaklaştı. Ama unutmayalım ki tüm bu yeni tarzların yanında halen 80lerin klasik Doom Metalini yapan pek çok grupta mevcut...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/7/2007 - EMPYRİUM...
Melankoli... Acıklı şarabın hala arzum...
Bu sözler ilk duyulduğundan bu zaman bir çok şey değişti. Bir çok doom metal we gothic metal tarzında grup geldi ve geçti fakat insanların hafızalarında kalan sadece bir kaç isimden başka bir şey değildi. Hüzün, keder, melankoli, karanlık kelimelerini şarkı sözlerinde barındıran bir çok müzik grubu bu piyasa girdi, yükseldi ve daha sonra nedenleri hala tartışlan sebeplerden yok olup gittiler ya da kimlik değiştirdiler. Empyrium, bu grupların arasında kendinden en çok söz ettiren ve çoğu doom metal dinleyicisi tarafından büyük bir aşkla, diğer dinleyiciler tarafından da saygıyla anılan ender gruplardandır. Grubun temellerini Ulf Theodor Schwadorf isimli yalnız we kendi içine kapanık bir alman genci tarafından 1994 yılında Almanya'da atıldı. Dinlediği ve hayran olduğu grupların aksine Ulf, daha kendine özgü ve daha kendisiyle bağdaşan, içinden saf hüzünü barındıran ilk Empyriuym melodilerini çalmaya başlamıştı. Daha önceden tanıdığı ve kendine yakın arkadaş olarak gördüğü Andreas Bach isimli diğer bir alman genci Ulf'u yalnız bırakmadı ve Empyrium'un temellerini birer birer çıkmaya başladılar. Grupta sanatçı eksikliğinden kaynaklanan aksilikler nedeniyle ilk demolarının çıkması hayli zaman aldı. En sonunda tam kadro ufak bir prova studyosuna kapanan elemanlar, zamanla anlaşmazlıklar nedeniyle sürekli bir ayrılır bir birleşlir hale gelmişlerdi ki; Ulf buna bir son vermek istedi ve verdide. Daha sonra yapılan röportajlarında bunu daha detaylı olarak açıklayan Ulf'un "kalabalığın iyi bir şey olmadığının" üzerinde sıklıkla durması konunun anlaşılmasına yeterli oldu. Grupta sadece Ulf ve Andreas kalmışlardı. Andreas keyboardları Ulf ise geriye kalan tüm enstrümanları çaldı. En nihayetinde 1995 yılında Almanya'da fazla isimli yapmamış 2. sınıf bir studyoda ilk kayıtlarını yaptılar. Uzun ve almanca isimli ilk demoları olan "Die wie ein Blitz von Himmel fiel" ile dikkatleri üzerine çeken grup, ilk olarak prophecy productions tarafından keşfedildi fakat bu demo Almanya çapında hiçte es geçilmeyecek bir yankı uyandırınca diğer müzik şirketleride boş durmadılar. Empyrium'un üzerinde Prophecy Productions'ın ısrarlı ve samimi bir tavırla durması grubun ilgisini çekti ve ilk sözleşmelerini Prophecy Productions ile yaptılar. Prophecy Productions çok yeni bir şirketti ve ilk olarak ciddi manada Empyrium grubuyla çalışmasını yaptı. Beklenen oldu ve çok geçmeden, 1996 da grup, ilk albümleri olan "A Wintersunset" i çıkardılar. Albüm hem konsept olarak hem de sound ile bir çok gruptan çok ama çok farklı ve çekici idi. Bu da grubun lehine oldu ve bütün ülkede Empyrium'un ismi duyuldu. Albümde Ulf ve Andreas dışında misafir sanatçı olarak Nadine görev aldı. Nadine grupta yan flutleri çaldı ve bu durum grubu pozitif yönde baya bir etkiledi. Albüm sonrası yapılan röportajlarda grup üyelerinden we dinleyicilerden tam not alan Nadine için Ulf " Bundan sonra Nadine'i hem yan flutleriyle hem de çellosuyla çok duyacaksınız" müjdesini verdi. Grup Almanya'da ilk konserini vermek için hazırlıklara başladı fakat konser vermek için daha fazla grup elemanı- ihtiyaç olduğundan ilk konserlerini vermeleri baya uzun zaman aldı ve sonunda konser günü geldi çattı. 1996 daki ilk konserlerinde dikkat çekicek derecede insanın hayatını kaybetmesi, gruba konser yasağının gelme- sine neden oldu ve grup uzun bir süre konserde veremedi. Grup bu duruma çok üzülmüş olsada bunu kendilerine avantaj olarak kullandılar ve hemen ikinci albüm çalışmalarına başladılar. Çok geçmeden hemen bir sene sonra ikinci albümleri "Songs of Moors & Misty Fields" i çıkardılar. Bu albüm Empyrium'un Bütün dünya çapında isminin durulmasına ve çok üst sıralarda yer almasına çok fayda sağladı. Grup artık bütün underground doom dinleyicisi tarafından biliniyor, albümleri satılıyor, konser vermeleri için çok fazla ülkeden davet alıyordu fakat grupta ki eleman eksikliği ve yasaklar nedeniyle grup bir türlü konser verme imkanı bulamadı. Albümde bulunan 6 tane parça birbirinden güzel ve ayrıydı. İlk albümlerine oranla daha zengin bir müzik alt yapısına sahip, daha profesyonel ve daha da hüzünlüydü. Empyrium'un adının en fazla duyulmasına neden olan en populer parçaları "Ode To Melancholy" isimli parça oldu. Konsept kasvetli, yırtıcı, dibe vuran ve insanı hiç olmadığı şekilde hüzne boğan bu albüm çok fazla sayıda sattı ve böylece Prophecy Productions'ın da büyük ölçüde tanınması isim yapması ve kara geçmesini sağladı. Grup üçüncü albümlerini de yine aynı şirketten 2 sene sonra çıkardılar. 1999 senesinde piyasaya sürülen albüm diğer albümlerine hiç benzemiyor aksine çok soft ve çok sade bir albümdü. "Where at night the wood grouse plays" isimli albümlerini diğer albümlerden ayıran 4 tane büyük fark vardı; 1. si elektro gitar hiç kullanılmamıştı. albümün gitarları sadece klasik gitardan oluşuyordu. 2. si ; davul hiç kullanılmamıştı, 3. sü ise kesinlikle burutal vocal yoktu. 4. sü ise, ikinci bir erkek vocal kullanılmıştı. Almanya'nın tanınan operetlerinden olan Thomas Helm bu albümde konuk sanatçı olarak görev almış ve Ulf ile beraber vocallere eşlik etmiştir. Tamamen saf sade ama bir o kadarda hüzün dolu bir albüm olmasına karşın bu 4 büyük farkın yarattığı nedenle olsa gerek bir kısım hayran tarafından albüm hayal kırıklığı olarak nitelendirildi. Ulf'un bu albüm için söylediği tek şey ise , "çocukluğumdan beri hayalim olan kuzey avrupa destanlarından esinlenerek onları sade bir biçimde anlatmaya ve aktarmaya çalıştım" demesiydi. "hayranlarımız bizi ve albümün içeriğini zamanla anlayacak ve bize hak verecekleridir." ibaresiyle albüm piyasada elden ele dolaşmaya başladı ve Ulf'un dediği gibi olduda. Albüm sattı... sattı... sattı... İşte tam bu zamanlarda Ulf Theodor Schwadorf (kendisinin boş durduğunu düşünse gerek) başka projelerede el atmaya başladı. Empyrium'dan farklı 3 proje ilede uğraşan Ulf ; 1999 yılında kendi solo black metal çalışması olan "Sun Of The Sleepless" ı piyasaya sürdü. İlk Ep olan "Poems to the Wretches Hearts" Empyrium dinleyicileri tarafından da çok beğenildi. Norveç Melodik Black Metal'ini birebir yansıtan bu karanlık albümle, kendini bir kat daha çok kanıtlayan Ulf , Empyrium grubuyla sorun yaşayan keyboardcuları Andreas Bach'ın da gruptan ayrılmasıyla çalışmalara bir süre ara verdi. Bu sırada Sun of The Sleepless ile meşgul olan Ulf' a bir çok black metal ve doom metal grubundan teklifler ve ortak projelerde yer alma düşünceleri sunuluyordu. 1999-2001 döneminde gerçekten müzikle çok ama çok fazla meşgul oldu. Sun Of the Sleepless dışında, Autumn Blaze isimli grupta; davul, bass, synths& electronics , Dark Fortress' ta da vocal ve gitar çalma görevini üstlenmişti. En Nihayetinde Ulf, Empyrium ile tekrar meşgul olmaya başladı. Grup yine 3 kişilik kadroya düşmüş fakat 2 tane solist barındırıyordu. Bu durum grup fanları tarafından keyboardtan mahrum olan bir Empyrium'un nasıl bir sounda sahip olacağı merakını uyandırmıştı. Studyoya kapanan grup 2002 yılında " Drei Auszüge aus Weiland" isimli, sound ve tarz olarak tüm albümlerinden farklı bir konumda olan EP'lerini piyasaya sundu Albüm sound olarak tamamen klasik batı avrupa müziği tabanına sahip ve içinde ağırlıklı olarak bu soundu barındıran bir EP çıkarmıştı. Uzun bir aradan sonra çıkan bu EP fanlar tarafından tamamen hüsran olarak kabul edildi. Elektro gitarlar, yine yoktu. ton çok soft ve çok ağırdı. Bunda Thomas Helm gibi klasik batı avrupa eğitimi almış olan bir kişinin ağırlığını gruba çok yansıttığını düşünen çok fazla insan vardı. Yine 2002 yılında "Weiland" ismini taşıyan albümlerini piyasaya süren grup çok fazla eleştiriye maruz kaldı. halbuki bu albüm için diğer bütün albümlerden çok daha fazla çaba ve emek sarfedilmiş, üzerine çok fazla düşülmüş olmasına rağmen çok fazla tutulmadı. Bu sıralarda en son projesi olan "The Vision Bleak" ile meşgul olan Ulf, Grubu nedenini tam olarak açıklamadan 2002 senesinde dağıttı ve Empyrium ismine son noktayı koymuş oldu Fakat Empyrium herzaman onu kalben ve ruhen dinleyenler için hep aynı yerini korudu ve halen korumaktadır. Şu an The Vision Bleak isimli grupta ritim gitar&vocal görevini üstlenmiş olan Ulf, Empyrium'dan tamamen farklı bir tarz ve sound da müzik hayatına devam etmektedir fakat bütün gerçek fanları bir gün tekrar Empyrium'un doğacağına inanıyor ve Empyrium'u halen kalplerinde yaşatmaktadırlar...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/7/2007 - The Unforgiven
New blood joins this earth And quickly he's subdued Through constant pained disgrace The young boy learns their rules
With time the child draws in This whipping boy done wrong Deprived of all his thoughts The young man strugggles on and on he's known A vow unto his own That never from this day His will they'll take away Chorus
What i've felt What i've known Never shined through in what i've shown Never be Never see Won't see what might have been What i've felt What i've known Never shined through in what i've shown Never free Never me So i dub thee UNFORGIVEN
They dedicate their lives To running all of his He tries to please then all This bitter man he is Throughout his life the same He's battled constantly This fight he cannot win A tired man they see no longer cares The old man then prepares To die regretfully That old man here is me Chorus
You labeled me I'll label you So i dub thee UNFORGIVEN
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
...
Kategoriler
Arkadaşlarım
|